17 Ekim 2010, İstanbul, ilk tam maraton mesafemi koştum.

Maraton koşmak 2 sene önce çok zor ve uzaktı. 2009 yılında Antalya’da ilk 10k koşumu tamamladığımda, bir olasılıktı. Bir sene sonra aynı organizasyonda yarı maraton (21.1k) koştuğumda çok daha az acı, çok daha fazla yenilenme…Evet, artık yapabileceğimden emindim. Okuduklarım ve dinlediklerim maratonun kendisinin zor olmadığını söylüyordu, zor olan öncesindeki hazırlıktı. Vücudu ve zihni kırk iki kilometreye hazırlamak…

Haziran’da başladığım antrenmanlarım en başından beri düzensiz devam etti. Sürekli yoğun iş temposu, Eylül ayında diz sakatlığı ve son hafta 5 gün grip. 16 Ekim günü yarışı düşünürken aklımdan geçtiler. Bunlar mazeret değil, benim hayatım. Öyleyse elimdekilerle koşabildiğim gibi koşmalıyım.

İstanbul Avrasya Maratonu evimdeki koşu, ama keyifsiz bir maraton. Parkurun kent içindeki kısmında bile çok az seyirci var, olanların da çok çok azı sizi yüreklendiriyor. Hatta aksine, sizinle alay ediyorlar, köprülerden taş atıyorlar ve maalesef küfür ediyorlar… Neyse ki şehrin turistik bölümlerinde eşini-dostunu destekleyen turistler biz gariban Türkleri de alkışlıyor, moral alıp hızlanıyoruz.

Bu kadar olmasa da yalnızlık yaşayacağımı geçen yılki 15km tecrübemden biliyordum. Bu yüzden arkadaşım Emre Tok ile beraber koşmaya karar verdik. Ortak tempoda başlayıp maratonun ikinci yarısında kendi tempomuzda gitmeye karar verdik. İki kişinin beraber koşması tempoyu dengelemek veya hızlandırmak için çok iyi. Ama bunu belirli bir dozdan fazla yaptığınızda en az bir kişi zarar görüyor. Saatler ve kilometreler sonra vücudunuzun sesini takip etmelisiniz.

Emre 3. Maratonu için start aldı. Ağustos’ta ultra maraton boyunca 71 km koşmuştu. Temposunun benden yüksek olmadığını beraber katıldığımız Dask’tan biliyordum. İkimiz de Adım Adım oluşumu için koşuyoruz. Emre’nin tercihi TOFD, ben ise bağışçılarımı TEGV’na yöneltiyorum. Bu koşunun motivasyonların biri Mardin’deki çocukların eğitimi için fon toplamak. Bunun için siz de bir şey yapabilirsiniz…

İdeal bir koşu sabahında binlerce kişinin enerjisi ile çıkış aldıktan sonra ortalama bir tempo ile Avrupa’ya geçtik. 10. Kilometreyi hedeflediğimiz 55. dakikada geçerken yol boyunca kısa konuşmalara, tanıdıklarla sohbete devam ettik. Feshane’den dönüp Balat’a tekrar geldiğimizde Emre ufak kramp belirtilerine karşı özel jel yemeye başladı. Unkapanı’ndan Yenikapı’ya döndüğümüzde artık sadece maratoncular kalmıştık, insan seli yerini cılız bir dereye bıraktı. Sahil yolunda izleyicisiz bir yolda, görevlilerin bile anlam veremediği bir koşuya devam ederken konuşmalarımız kesildi, ben önde kalmaya devam ettim. Bir taraftan hızlı gitmek isterken öte yandan hem arkadaşımı erken bırakmak, hem de bu dengeleme ile gitmenin yararıma olduğunu düşünüyorum.

Bakırköy dönüş noktasına 150 metre kala artık tempolarımızın ayrı olması gerektiğine inanıyorum kelime kullanmadan konuşarak birbirimize başarı diliyoruz. 30 ve 35km su istasyonlarında da Powerade kalmadığını görünce moralim bozuluyor. 21.kmden beri yan şeritte gördüğüm enerji içeceğinin kendisinden ziyade varlığına ihtiyacım var. Belimde saatlerdir son Gülhane yokuşu için taşıdığım içeceğin yarısını tüketmem de bu ümit idi. Dayanamayıp sadece bir yudum alınıp atılmış bir şişeyi yerden alıyorum, emme kapağını atıp lıkır içiyorum. Yağmur beklerken yakıcı güneş altında kavruluyoruz. Artık tempomu koruyamıyorum. Kilometreyi 5-5:30 dakikada geçme hedefimden uzaklaştığımı her 5kmde görüyorum. Hızlanmaya çalışıyorum ama nafile. Bacaklarım otomatik adımlar atıyor. Basışımı 10-15 dakikada bir parmak uçlarına kaydırıyorum ki diz çevremde başlayan acısız gerilme ağrıya dönüşmesin. Sünger istasyonundan aldığım süngerle daha uzun süre dizlerimi soğutuyorum ve soğutma pozisyonu daha da zor yapılabilir oluyor. Artık bel çantamdan dekstroz tableti alıp paketi açarken hızım düşüyor; Yaptığım her odaklanma koşma enerjimden çalıyor. Sadece abla ve ağabeyler değil, teyze ve amcalar da yanımdan geçiyorlar. Kimi hızlı sayılır, kimi sadece azıcık hızlı benden. Ama adım üzerine adım atıyorlar ve tempolarını koruyorlar. Acı düşündüğümden az, kramp yok. Sadece yavaşlıyorum. Emre’nin tavsiyelerini hatırlayıp 2 kere dakikaya yakın yürüyorum. Sarayburnu dönüşünde hafif eğim başlıyor, Gülhane parkına girerken beni 500mtre önce geçen kıza yetişmeye başlıyorum, hedefim son 1,5kmde onu yakalamak ama böbreklerimin çağrısı ile bir ağacın arkasına geçiyorum. Çok hızlı olduğunu düşündüğüm bir operasyondan sonra hedefim olan kişi (koşucu deyimi ile tavşanım) benden ne kadar uzaklaşmış! Üstelik 5-10sn duran bacaklarım çok yavaş hızlanıyor, sanki istasyondan kalkan bir yük katarıyım. Umutsuzca kavisli park yolunda kayboluşuna bakıyorum.  Üst kapıya yaklaşırken tramvay yolunun iki kenarındaki izleyicilerin gürültüsü zihnimi uyandırıyor, kalbim daha hızlı atıyor. Son yokuşta onlarca dilde anladığım ve anlamadığım tezahüratlar ve yüreklendirici bakışlar altında devam ediyorum. Son 500metreden geri sayan tabelalar sayesinde organizasyon kendini biraz affediyor. Adım Adım’cı arkadaşların desteklerini duyuyorum. Bitiş çizgisini geçtikten sonra konuşmacı Osman Abi’nin adımı anons ettiğini duymak yorgunluğumu dengeliyor. Madalya torbasını bir adam elime tutuşturuyor. Bitti. Bitti mi? Hayır, daha çanta otobüsü bulunacak, Emre ile buluşulacak, eve dönülecek. Karışık bir alan ve kilitlenmiş bir şehirde eve dönmem 2,5 saat sürüyor.

Parkur 4 saat 15 dakika 47 saniye sürdü. Dört saat on beş dakika dakika boyunca çok şey öğrendim. Kendim ile ilgili, insan doğasıyla ilgili. Başaramama korkum yoktu, başaramama olasılığım vardı. Şimdi yeni hedefler şekilleniyor. Sınırlarımı keşfetmekten mutluyum; Sonuna gelmediğimi biliyorum ve gidebildiğim kadar gitmek istiyorum.

Maraton sabahı hazırlıklarım, koşudaki bazı detaylar ve koşu sonrası derslerini ayrıca yazacağım. Hala dersler çıkartıyorum.

No Responses to “17 Ekim 2010, İstanbul, ilk tam maraton mesafemi koştum.”

Trackbacks/Pingbacks

  1. Adım Adım Maraton, Damlaya Damla Cehalet Biter! « Uzun Patika - [...] Hakkında 17 Ekim 2010, İstanbul, ilk tam maraton mesafemi koştum. [...]

Leave a Reply

Pin It on Pinterest

Share This
Get Adobe Flash player Plugin by wpburn.com wordpress themes