Bir dağın gölgesinde koşmak

If there is one thing I can count on a 100 mile race is that I will encounter things I didn’t count on
“Bir 100 mil yarışında olacağını bildiğim tek şey, beklemediğim ve bilmediğim şeylerle yüzleşeceğimden emin olmamdır”
Scott Jurek

15 Ocak’ta bir yarışa katılma hakkını aldım; The North Face Ultra Trail du Mont Blanc. Mont Blanc kütlesini 100 mil/168km içinde turlamamı sağlayacak tırmanışı/inişi bol, zorlu ve havası değişken bir dağ koşusu yarışı…

31 Ağustos akşam 19:00da, normal saatinden 30 dakika gecikmeli olarak 2400 kişi başladık koşmaya. Gecikmeli, çünkü hava koşulları İtalya’ya bağlanacağımız yüksek dağ geçidine 40cm kar yığdığı için acil durum değişiklikleri ile Fransa sınırları içinde 100km’ye kısalan bir rotaya dönüştü yarış. 100mil için geldik, 100km’ye razı olduk. Şimdi yazarken bana da garip geliyor, insan neden bol acı çekeceğini bildiği rota yerine daha az acı çekeceği bir yarışa alındığında hayal kırıklğına uğrar? 8 ay sınırlarını zorlamayı hayal edip daha kısa, daha “az akredite” bir sınava alınacağını öğrenmek gibi algıladık belkide? Ya da sadece hayalini kurduğun bir “an”a ulaşamamaktı…

Yarış benim için 6 safhada gerçekleşti:
Yarış öncesi: Resimdeki eksikler
İlk 31km: Güçlü giriş
31-53.km: Beklenmedik çöküş
53-66.km: Toparlanma
66-85.km: Yarışa dönüş
85-104.km: Daha karpuz kesecektik…

Bu koşu, performans hedefi tutturmayı hedeflediğim (2.-3. 200. olmak…vb) bir yarışma değil. Sonuna kadar gitmeyi başarmaya çalıştığım, bunu başarırken önüme çıkacaklarla nasıl başa çıkacağımı önemsediğim bir beşeri macera… Kendim için koşarken, dağ tutkumu perçinleyen YTUDAK kulubü için bağış toplamaya çalıştığım bir araç (Tırmanma duvarına siz de ufak bir destekte bulunabilirsiniz, detaylar için lütfen tıklayın.)

Zamanınız az ise, evet bitirdim. Özeti en sonda. Maceramı merak ediyorsanız, buyrun başlıyor:

Resimdeki Eksikler,
Cuma akşamı başlayacak yarış için Chamonix’ye (Şamoni- diye okunur) Salı akşamı vardım. Murphy kanunu gereği yarışlarımdan önce iş yoğunlaşır, uzunluğuna oranlı olarak İstanbul’dan erken kaçarım. Bu sefer yanımda biraz iş de getirdim. “Koşan basın” olarak geldiğim için basın toplantılarını takip ettim, insanlarla konuştum, organizatör kimliğimle broşürler dağıtıp başka organizatörlerle kısa toplantılar yaptım. Odaklanma zorluğu, belki yarış stresi olduğu için “hayalet”, yani bir süredir ertelediğim, blog yazılarımı da yazmak için gece biraz mesai yaptım. 40 dakika sürecek çanta/ekipman/yiyecek hazırlama işimi böylece yarış sabahına bıraktım. Şiddetlenen hava, İstanbul’da bıraktığım tozluk ve kalın eldiveni elzem kıldı. Yarış sabahı şehre inip onları aldım. Dağ sporları ile herşeyi bulabiliyorsunuz Chamonix’de, ama ucuz olduğunu söylemek yanlış. Marketlerde ucuz su geçirmez eldiven olarak bulaşık eldiveni aradım ama nafile, büyük bedenler tükenmiş… Öğlene doğru, parkurun değişeceği organizasyonun sosyal medya hesaplarına düştü. Söylentiler 2 saat sonra konfirme edildi. Ama hala parkur belli değil: En kısa zamanda açıklayacağız…

Yarışın kısalacağı belli olmadan giyeceğim, taşıyacağım ve bırakma çantamla 90km sonra bulacağım malzeme ve yiyeceklerim.

Malzemeleri yere yayıp uzanıp dinlenmeye çalıştım. 16 gibi açıklandı: Fransa sınırlarında 100km, 6000mD+ değişim. Eşya çantası yok… Gece boyunca yağış bekleniyor… 27 saat sınır… İlk 38km UTMB ile aynı. Kıyafet, yiyecek stratejimi değiştirdim. 17:45de start çizgisinde Emre Tok ve Devrim Celal ile buluştuk. Bize Bakiye Duran ve Ali Wehbi de katıldı. 2400 kişi, cenk yapmaya gider gibi bekleştik kurşuni gökyüzünün altında. Sonunda saat 19:00 oldu…

Kalabalık start öncesi. UTMB 2012’ye katılan 4 Türk dalgalanan Türk bayrağının altındayız.

Start öncesi, soldan sağa: Devrim Celal, Bakiye Duran, Caner Odabaşoğlu, Emre Tok

Güçlü giriş, start ve ilk 30 km
Start öndeki 50 elit için hızlı. Nispeten önde (500. ?)olmamıza rağmen önce yavaş yavaş yürüdük. Şehrin içindeki ilk kilometremizin tamamında yolun iki yanı yüreklendiren binlerce kişi ile doluydu.

Start takından 1km sonra kalabalık halinde koşmaya başladık. Argos ekibi burada bizleri görebilmek için yer tutmuş, foto: Müge Tombuş.

İlk 8km düz ve hızlı. TDSye göre yolar daha geniş. Sakin ama hızlı adımlarla kalabalıkla ilerledik.Les Houches çıkışında başlayan dik tırmanışa ince sağnak yağmur da eşlik etti. Le Delevret’e sadece zaman okutup çamurlu, kaygan dik rampadan tırmandığımız son 900metreyi geri indik. Böylece 21km sonra vardığımız Saint Gervais’de ilk yiyecek istayonumuza ulaştık. Soğuk ve ıslaklık yolda yiyip içmemi zorlaştırdı. Ellerimdeki perno rahatsızlığı soğukta eldivensiz iş yapmamı zorlaştırıyor. Eldivenle de ufacık cepleri açıp atıştırmalık alamadım. Su, ayrı bir muamma. 5derecede koşarken 5C suyu sevmediğiniz bir ilaç gibi yüzünüzü buruşturarak, zorla emiyorsunuz. Ve az içiyorsunuz… Çadırdaki izdiham kaldığımız vakti yeterince verimli kullanmamızı engelledi. Emreyle devam ettik. Programa çok yakın gidiyorduk ve kendimizi iyi hissediyorduk-sırılsıklam olmamıza rağmen.

Yarışın ilk saati bitiyor. Yağmurluk ile başlamıştık ama damlalar henüz düşmediği için kolay giymek üzere çıkarttım. Foto: Maindru

Sonraki 10km Les Contamines’e tatlı tatlı tırmandık. Yine kapasitesinin üstünde dolu bir beslenme çadırı…yine çorbaların şehriyeleri iyi pişmemiş… Artık su geçirmez pantalonları da giyiyoruz. Ben cebimdeki naylon pançoyu da en üste takarken Emre devam ediyor. Onu hemen yakalayacağımı düşünüyorum… Öyle olmadı…

21km sonra ulaştığım Saint Gervais istasyonuna girerken. Artık tamamen ıslak durumdayım, koşarken soğuğu hissetmiyorum. Foto: Maindru

Beklenmedik Çöküş, Soğuk Islak Gece
Les Contamines’ten (31.km) Sonra 8km.lik bir tırmanış bekliyordu bizi. Esasında son 6,5kmsi tırmanış. Çadır çıkışında kabuk kıyafetlerin altındaki ıslak giysilerin içindeki soğuk vücudumu ısıtmak için yürüyordum. Isınamıyordum. Yanımdaki Japon durup sol tarafta bir binanın fotoğrafını çekti. Meraktan baktım, dijital tabela 2C diyordu. Evlerin, arabalarının önünde 2-3 kişilik gruplar bizlere şarkı söylüyor, tezahürat yapıyor… Çilekeş durum böylece gerçek (veya mantık) ötesi motiflerle bezeniyor. Çok yavaş koşabiliyorum. Quadlarımda hafif bir ağrı ve buz gibi taytımı hissediyorum. Açılacak… Kasabadan çıkıp toprak yoldan tırmanmaya başlıyoruz. Yokuş biraz ısıtıyor ama hala soğuk. Kendimi tek motora düşmüş yolcu uçağı gibi hissediyorum. Bu düşünceler kötü, olumlu birşeyler düşünmem gerek, başaramıyorum. Yakaladığm düşünceler kayıp değişiyor, hızım yavaşlıyor. Islak olduğum, üşüdüğüm gerçeğini örtemiyorum.

Gece yarım gibi, La Balme tırmanışının ortasında bir köy ve açık hava fotoğraf sergisinden geçerken organizasyon fotoğrafçılarına takılıyorum. Foto: Maindru

La Balme istasyonunda yarışmacılar için çadır yok. Bu dev ateş tenteden daha fazla işe yarıyor. Kıyafetlerimi kurutuyor, umudumu alevlendiriyor.

La Balme( 38.km)noktasındaki çadırlar sadece gönüllüleri koruyor. Yan tarafta dev bir ateş var. Çorbalar alıp bu ateşin yanında üstümü, yani ceketimin önünü açıp iç kıyafetimi, pantalonumu indirip taytımı kurutuyorum biraz. Ahmak ıslatan da bir yandan serpiştiriyor. 4 tas çorba da içten ısıtıyor. İstemesem de devam ediyorum. Biraz daha yükselip karlı zeminlerden geçiyoruz. Yol patikaya, patika buzla kayan kayalık dar patikalara dönüşüyor. Bu offroad kısımlar daha iyi geliyor bana: sadece ilerlemeyi düşünüyorum.

Col Du Joly geçişinde 3-4km üzerinden geçtiğimiz kar. Foto: Luke Carmichael.

Zemin rahat ve düz olunca zihnimde düşünceler dans etmeye başlıyor. Uzun koşarken düşünceleri kontrol etmek çok önemli. Ve basit düşünmek… Günlük yaşamınızdaki olayları düşünmeye başladığınızda yavaşlıyorsunuz, dönüp dolaşıp olumsuz bir düşünceye takılıyorsunuz. İçinde bulunduğunuz durum daha da çekilmez oluyor. En yüksek noktamızdan geri inen yol bir toprak kayak tesisi yoluna dönüştü. Rüzgarlı sırt hattından kıvrılarak inen düz bir zemin. Yarışı terk etmeyi düşündüm – ama en yakın kontrol noktası aşağıda; Kestirme bir kaçış yok! Bastıran uyku ıstırabı azaltıyordu, ama sığınıp uyuyacak yer yok? Keşke uyuyabilsem… Sabahın üçü, üç buçuğu arasında bir yerler… Göz kapaklarım kapanıyor, tıpkı gece uzun yolda araba kullanırken bazen olduğu gibi. Ama yana çekecek yer yok, tek bir kaya yok arkasına sığınacak. 8-9metrede bir çapraz geçen su kanallarına takılmadan gözümü kapatıyorum. Yürümek ile yavaş koşmak arasındayım. Gözüm kapanıp açılıyor. Bunu yarı bilinçli yapıyorum ve seziyorum ki her seferinde daha uzun kapalı. Belki rüyamda gözümü açıp kapatıyorum. Isındığımı hissediyorum. Derken Fransızca-İngilizce bir ses, tekrar, tekrar “.. be carefull..” gözümü açtığımda ayağım aşağı eğimli yamaca 5cm mesafede. Uçurum değil ama bir yerimi incitecek kadar yuvarlanacağım kesin. Uykum hemen kaçıyor. Yeni umut aşağıdaki ışıklı bina. Sıcak salon ve çorba ümitleriyle hızlanıyorum ama hevesim kursağımda kalıyor: Telesiyej binasındaki ilkyardım ekibi, binaya sığınmanın tek yolu yarışı bırakmak. İstasyon verandasına sığınıp en az rüzgar alan yerde soyunuyorum. İçliğim yüksek performanslı TNF ince uzun kollu olan ancak üstüne giydiğim Nike dri-fit shirt çok su tutuyor ve üşütüyor. Tshirtü çıkartıp ince uzun kollunun üzerine zorunlu kalın katman olarak taşıdığım yine TNF kalın uzun kollu içliğimi giyiyorum, hayata dönüyorum. Üzerine ceketim ve naylon panço. Isınabileceğimi hissediyorum, ama önce 6 dakikayı bulan pit-stop berteraf etmek lazım. Koşarak alçalıyorum. Bitmeyecek gibi gelen yolun bir yerinde zihnim bir ses çağırıyor. Oğlumun son iki koşumuzda bana verdiği tempo “Hay-di-ba-ba”… Diğer herşeyi bırakıp tutunuyorum. Hızlanıyorum, alçalıyorum.

Toparlanma, “Hay-di-ba-ba”
Les Contamines’e ( 53.km)yaklaşırken artık tavşan yakalamaca oynamaya başlıyorum: önümdekilere yetişmeye çalışmak hareketimi disipline ediyor. 04:30 gibi telefonum çalıyor. Açamadan sustu. Acaba Emre mi? Ya da yarışta önemli bir değişiklik mi var? İstanbul’dan dostum Ilgaz aramış, sabahın 5:30unda ormana koşmaya gidiyorlar… Galiba biraz fazla kısa konuştum, neyseki dert etmez. 05:00te ara kapıya vardığımda güzelce beslenip 20-25 dakika dinleniyorum. Maalesef kuruyacak, kıyafet değişecek imkanım yok. Destek personeli imkanı olanlar belki 3ü kez kıyafet değişiyor. Geçen seneden bildiğim bir yamaca tırmanmaya başlıyoruz. Yokuş yukarı hala gücüm yok. İki uzun yokuş tırmanarak Bellevue’ye varıyorum. Mide problemlerimle biraz oyalandım. Bu yüksek noktada soğuk yiyeceklerle beslenip TDSden bildiğim çok dik orman inişine hazırlanıyorum.

67km 12 saat sonra 600mt dik tırmanıp bulutların arasından uzak tepeleri görmek moralimi yükseltiyor. Birkaç fotoğraf için vakit ayırıyorum.

Aynı noktadan ileriye bakış. İstasyona çok az kaldı. Beyaz binanın verandasında iki masa.

İstasyondan inen ince batak çamur patika telesilej hattından sonra daha dik ve geniş ve daha da çamurlu bir patika haline dönüşecek. Hatta ilk 300 metre içinde birkaç seti atlayarak ineceğiz. Foto: Jill Homer

Yarışa dönüş,
Bellevue’den Les Houches’a 4km yatay 600m dikey iniş yapıyoruz. Yürüyüş veya koşu değil, tam anlamıyla çamur sörfü. Dağcılık ve oryantiring geçmişim bu sörfü hızlı yapmamı sağlıyor. Bu bölümde batonlarımı da çok efektif kullandım. Kontrol noktasında çorba için yine sıra ve biraz şehriye pişmesini beklemem gerekiyor. Çadırın dışında, bir 10 dakika daha harcayıp kıyafetlerimi değişiyorum. Kalın katman ve kabuk ceketi çıkartıp buraya kadar kuru taşımayı başardığım ince rüzgarlık yelek ile kolluklarımı takıyorum, kabuk pantalonu çıkartıyorum. Takip eden asfalt tırmanış etabında yavaş ama durmadan devam ediyorum. İhtiyacım olan güç, bacaklarıma hala az gidiyor. Tırmanışın sonunda asfalt da bitiyor. Dar ve bol taşlı patika önce dik iniyor sonra paralel devam ediyor. İşte sevdiğim şey! Çevremdekilerin yavaşladığı, benim hızlanıp önümdekileri geçtiğim etap oldukça uzun. Arada habersiz kurulan su istasyonunda 94.km’ye kadar çorba bulamayacağımı öğrenince takip eden yokuşta yavaşlıyorum. 20 dakika sonra toparlanırken midemin ve ayaklarımın baskısı sebebiyle iki adet zorunlu mola veriyorum. Tereddüt ederek verdiğim molalar ufak rahatsızlıkları en düşük düzeye gindirmemi sağladığı için çok doğru verildiğim kararlar.

Daha karpuz kesecektik…
85.km’den sonra patikamız önce yavaş, sonra çok sert yükseliyor. Son 2 saattir sürekli ufak ufak atıştırdım, problemlerimi azalttım, zihnimi ana yaklaştırdım, önüme kısa hedefler koymaya alıştım. Dik etaptaki tırmanışı çok güçlü ve seri bir şekilde çıkıyorum. Sonraki yatay ve alçalan patikalarda hızımı biraz daha arttırıp son kontrol noktamız olan Argentiere’ye varıyorum. Kaldığım evin yan dairesindeki komşum beni asfaltta geçmişti, ben onu tırmanıştan sonra geçip kasaba girişinde de eşiyle karşılaşıyorum. Çadırdaki çorba yine tatsız tuzsuz. Acaba bu sene çorbaların iyi olmamasından dolayı mı zorlandım? Son 10km. Yarış bitti, ama benim için daha da çabuk bitmeli. Kalan etabı olabildiğince parçalayıp kısa hedefler koyuyorum. Yanından geçtiğim yarışmacılarla konuşup bitecek parkurlarını tebrik ediyorum. Bir çoğu neşeleniyor, bu bana daha fazla güç veriyor. Bir kısmı koşmaya başlıyor. Son kilometreye girerken sevgili Emre Tok’u görüyorum. İlk düşüncem bitirip beni karşılamaya dönmüş olması. Oysa son birkaç saatte artan sıkıntılarla yavaşlamış, 55. Kilometrede buluştuğu Devrim’den kopmuş. Hayal ortağım ile bitirmek dakikalardan daha değerli, ayrı geçen saatlerimizi özetliyoruz birbirimize, derken kasabaya girdik.

Les Tines (85km) civarında nehir kıyısındaki orman patikasından ilerledik, birazdan son sert tırmanış var. Foto: Maindru

Parkurun bitmesine 3-4km kala, parlayan güneş ile neşe doluyum.

Emre ile buluşunca ortak bir hızda devam ettik. Bazı şeyler paylaşınca daha fazla zevk verir, 104km’lik yarışın varışı gibi… Foto: iRunFar.com, Byron Powell

Emre ile Chamonix’ye girdik, enerjimiz yüksek. Bitmesine az var.

Eşlerimizi arayıp bitirmek üzere olduğumuzu paylaşıyoruz. Emre’nin eşi Sedef onu son 200m’de karşılıyor ve üçümüz beraber finiş yapıyoruz. Benim sevdiklerim telefonun ucunda… Yenilen pehlivan güreşe doymazmış, o an 65km daha devam edebilmeyi diledim. Sonra da en hızlı şekilde kaldığım yere dönmeyi, acaba saatte bir kalkan otobüs ne zaman?

23 saat sonra başladığımız yere geri döndük: Caner>;Sedef>;Emre>;Ay Yıldız

Sonuç
Çip sistemine göre yarışım 23 saat 28 dakika 57 saniye sürmüş. 1737. sırada bitirebilmişim.

2481 kişi başlamış, %85i (2122 kişi) bitirmiş. Eğer 4 saat daha hızlı bitirebilsem (19 saat 30 dakika gibi) neredeyse bin kişi öne geçecekmişim. Zihnimde olanları kontrol edebilsem, vücudumu ruhum ve aklımla bir hareket etmeyi yarışın başında başarsam, muhtemelen bu zamanı kazanabilirdim.

Hayatımda en uzun süre ıslak-soğuk kalıp birşeylere devam etmek zorunda olduğum süreci yaşadım. Bir şekilde devam etmeyi, pes etmeden bitirmeyi düşündüm ve başardım. Mont Blanc bu sefer çalışmadığım yerlerden sınav yaptı, bocaladığım anlarda bildiklerimi de unuttum. Kendime olan inancımı kaybetmedim, zaman hedeflerimden kopsam da günün sonundaki bitirme hedefime tutunarak devam ettim. Birden fazla kere düştüm (mecazi anlamda) ve tekrar ayağa kalkmayı başardım. Başıma gelenleri hala tam olarak anlayabilmiş değilim. Düşünüyorum, dinliyorum, okuyorum. Bedenimin ve zihnimin yeni sınırlarını, zayıflık ve güç kaynaklarını buldum. Onları hedeflerim için kullanabilme yöntemlerini idrak etmeye çalışıyorum.

Ortada açık bir kaç hesap var… Bir tanesi UTMB rotasıyla, gidip tam parkuru bitirmek gerek. Diğeri kendi içimde, 100km veya 100mil testine tekrar girmek gerek…

23 saatten fazla çamurda koşan ayaklarım. Son dakika aldığım Raid Light tozluklarım bu sene yaptığım en doğru alışverişlerden biri oldu.

Neleri farklı yapabilirdim?

  • Hazırlık safhasında soğuk-ıslak antrenmanlar ile koşulları canlandırabilir, reflekslerimi güçlendirebilirdim (ben gidip çöl simülasyonuna katıldım!),
  • Zihinsel hazrlıkta, parkur profil ve detaylarından bağımsız çalışmalara (sevgili eşim Hande ile yaptığımız renk ve ses canlandırmaları gibi) daha fazla zaman ayırabilirdim,
  • Malzemeleri en kötü havayı hayal ederek planlayabilirdim(son dakika alışverişlerim sayesinde el ve ayaklarımı korudum, evde olan malzemeleri tekrar satın aldım.),
  • Yarıştan önceki gün malzemelerimi ayrıp kafamı rahatlatabilirdim,
  • Yarıştan önceki hafta, uyku düzenime dikkat etmezsem kendime ceza verebilirdim,
  • Yarış günü, bilgisayar kullanımı gibi dikkat dağıtıcıları en aza indirebilirdim,
  • Mümkünse bir destekçi bulup kilit 1-2 noktaya yedek kıyafet ve moral/enerji yiyecekleri ulaştırmanın yolunu bulabilirdim,
  • Uzun yarışta olabildiğince az ıslanıp, ıslak kalınan süreyi kısaltmak için düşen damlalar ile kabukları giyip ek önlemleri geciktirmeden alabilirdim,
  • Elbette daha fazla antrenman yapabilirdim…

İstanbul, 19.09.2012

yarışın internet sitesi
Geçen seneki TDS raporum

2 Responses to “Bir dağın gölgesinde koşmak”

  1. eMeL says:

    Okurken kendim koşar gibi hayal kurdum, üşüdüğüm yarışları yaşadım tekrar, ıslaklık, soğuk, beslenme zorluğu… Koşabilmenin yanı sıra insanın zihniyle mücadelesi hakikaten takdir edilmeli. Tekrar tebrikler. Yazılarını okuyarak tecrübelerini aklıma yazmaya çalışıyorum, mesela: su geçirmez bulaşık eldiveni, yağmurluğu kolay giyebilecek şekilde çıkarmak.. Teşekkürler paylaşımın için.
    Ve bol şans yenileri için.

Leave a Reply

Pin It on Pinterest

Share This
Get Adobe Flash player Plugin by wpburn.com wordpress themes