2012 Muhasebem

Soldan S: Erkal, Aykut, Önder

Bahçeşehir YM hatırası, yarışlar dostlarla güzel anlar demek

Uzun zamandır blog yazısı hazırlayamadım. İş, aile, yarış organizasyonları ve kendi antrenmanlarım derken çok da konu birikti, hatta bazıları güncel olmaktan çıktılar. Bu yazı ile hem yazma alışkanlığımı geri kazanmak, hem de kendi 2012 muhasebemi tamamlamak istiyorum.

2012 yılı koşu ve spor hayatımın en yoğun senelerinden biri oldu. 2009da başladığım koşu ve 2011de başladığım ultra maraton serüvenimde, temeli sağlamlaştırmaya odaklandığım, bir yandan da yukarı kat çıktığımı fark ettiğim bir yıl.

Antrenman ve yarışlarımı kaydettiğim kadarıyla yıl içinde toplam 2525km koşmuşum, 416 km pedal çevirmişim. Toplam spor zamanı 343 saate yaklaşmış. 253 adet antrenman veya yarış kaydetmişim. Ortalama haftada 6,5 spora ayırmışım. Elit sporcuların haftada 15-18 saat antrenman yaptığını düşünürsek fazla bir şey değil. Yine de aile, çocuğumuz, iş-güç, sosyal hayat derken haftada düzenli olarak daha çok veya uzun antrenman yapmak pek de kolay olmuyor. 2011e göre yaklaşık %10 daha fazla km ve süre antrenman yapmayı başarmışım, ama antrenman sayım %20 artmış. Yani daha kısa antrenmanların veya aqua run gibi km hesabına almadığım egzersizlerin sayısı artmış.

2012 senesinde artık koşmak bir hevesten çok tutku ve araç oldu. Hedefleriniz için tutkuyla çalışıyorsunuz. Hedefler ne kadar net ve diri ise, tutku ve kendinizi o kadar adıyorsunuz. Yaşamın diğer önemlileri arasında fırsat yaratıyorsunuz. Önceliklerinizi, zamanınızı iyi planlamanız; uykudan, TVden, kimi zaman sosyal hayattan fedakarlık yapmaya başlıyorsunuz. Hayatın temposunu arttırdığı haftalarda, “neden ve neye ulaşmak için” koştuğunuz net olmak durumunda. Hayatın başka alanlarında geçerli değil mi?

2012deki önemli (sportif) kilometre taşlarıma ve benim için anlamlarını aşağıda topladım. Belki yolculuğuma bakmak istersiniz, belki bazı okuyanlara ilham verir.

Seneye 22 Ocak’ta  Team Ultra Trail Runner tarafından organize edilen Çekmeköy 45km antrenman yarışı ile başladım. Soğuk ve karlı rampalar çamur ve bitirdikten sonra yediğimiz triple whooper aklımda kalanlar. Detayları bu yazımda yazmıştım. Bu antrenman yarışı özgüvenim pekiştirdi, 2011 sakatlıklarımı unutturdu, vücudumun sağlam olduğuna inandım.

4 Mart’ta Runtalya’da 3. maratonumu koştum. En iyi derecem olmakla beraber beklediğimden daha fazla zorlandım. Ailecek gittiğimiz Antalya’da sevgili Hande de 10km koştu. Ailece çok keyif aldık, TEGV için bağış topladım ve bu yazıyı yazdım. Hayatta e maratonda her şeyin ince bir çizgiye bağlı olduğunu öğretti. Güzel güzel koşarken, pat diye bir duvara çarpıyorsun sanki…

Nisan benim için biraz flu. Sebebi çok isteyerek başlattığım İznik Ultra Maratonu. Ultra maraton organize etmenin başka bir şeye benzemediğini gördüm, özellikle detaylara takıntılı bir adamsan. 6 haftalık antrenman aksaklığını Mayıs’ta toparlamaya çalıştım.

19 Mayıs öncesinde Aykut’la sert bir İznik keşfi yaptık. Bir haftadır test ettiğim ince tabanlı ve düşük topuklu Merrell Mix Master papuçları giyerek 60. Kilometremi koşarken (evet kitaplarda yapmayın sakatlanırsınız denen durum), kalf kasımı incittim. Önceki seneki sakatlıklarımdan bir şey öğrenmişim: “Acı Varsa Dur”.  Bu sayede hızla toparladım.

3.km civarında ilk ciddi yokuşu çıkarken.

Bozcaada’da 3.km civarında ilk ciddi yokuşu çıkarken.

Uzun antrenmanların arasına bir aile koşu tatili sıkıştırdık: Yarış Takvimi New Balance Bozcaada Yarı Maratonu. Oğlumu iterek koşmaktan çok ama çok keyif aldım, zorlandım, yine de güçlü varış yaptım ve keyif arttı. Elbette hikayemizi yazdım. İlk kez negatif split yaptım. Stratejik planlamanın hayatta başka kullanım alanları olduğunu anımsadım.

Haziran başında ilk kez düzenlenen Bahçeşehir Yarı Maratonu’nda yine oğlumla koştum. Yokuşlar yine yordu. Ancak itiraf etmeliyim ki yokuşlu parkurları seviyorum. Koşuyu monoton olmaktan çıkartıyorlar. İlgili blog yazımı okumak için tıklayın.

Haziran bitmeden farklı bir antrenman yapalım dedik. Bunu mesafeye değil zamana bağlayalım. Kısa bir parkurda dönerek yapılan zaman yarışlarını lojistik kolaylık için Yıldız Parkı patikalarında, 6 saat dönerek yaptık. Gayri Resmi Yıldız Parkı 6 Saat Koşu Yarışı dedik adına. Dağ-bayır koşuları için büyük tecrübe oldu. Öte yandan dünyada bu tip yarışların hep düz (eğimsiz) turlarda dönüldüğünü de anladık. İrade gücümü ve iç motivasyonumu kullanmayı öğrendiğim yarışımı şu yazımda yazmıştım.

Bir koşudan sonra patates tava yiyen 4 arkadaş kendimize bir Temmuz meşkalesi yarattık: Runfire Cappadocia Ultra Maratonu. Böylece 10 Temmuz’da bir fire vererek Mert ve Aykut ile Anadolu bozkırında 6 gün içinde kendi yükümüzü taşıyarak 240km aşmak niyetiyle koşmaya başladık. İkinci askerliğimi yaptığım bu hafta boyunca her gün blog yazısı göndererek bir nevi kendimi fazladan yordum. Güzel insanlarla tanıştığım RFC günlüklerimn başına buradan ulaşabilirsiniz. Bu yarışın bana öğrettiği iki önemli şey oldu: Öncelikle, %100 odaklanırsan içindeki gücü maksimumda kullanabilirsin, kendini şaşırtabilirsin. İyi ve üst düzey rekabet, sonuçları yukarı taşır.  Bunlar sayesinde sınırlarımı yukarıya taşıdım. Sadece ben mi?

RFC’den bir hafta sonra, yarış yorgunu bacaklar ve zihnimiz ile ilk plandan kopmamak amacıyla DASK ADAM yarışındaydım. Partnerim son 2 haftada eşimden daha çok gördüğüm Aykut. ADAM bizim için bir yandan aile kampı. Aykut ile “battı balık yan gider” konuşması yapıp parkurların en uzunu olan ultraya kayıt olduk. İkinci günün sonunda “olacaksan tokmak ol” lafını da başarabilmiştik. Zaman zaman umutsuz durumlara düşüp birbirimize destek olduk, inandık. Takım çalışmasını, uzmanlaşmayı, iş delegasyonu ve hedef odaklı olmanın kazançlarını beraberce yaşadık. ADAM yazım burada.

Aklımızdaki başka bir hayalin peşinden 12 Ağustos’ta Kartepe’ye Çık-İn Koşusu yaptık. Antrenman amaçlı bu koşuda 25km sürekli tırmandıktan sonra 25km aralıksız yokuş aşağı indik. Sabır ve sebat kelimelerini adımladım. Daha tez canlı olarak da burada yazdım.

Ağustos sonunda, ana hedef yarışım için Chamonix (Şamoni)’ye gittim. The North Face Ultra Trail du Mont Blanc. Çevresini dönemeden, zorunlu olarak eteklerinde sekiz çizip geri döndüm. Kısa ve ıslak-soğuk rotada, hazırlığımın fiziksel olmasa da mental olarak kısa kaldığını düşünüyorum. Beklemediğim iyi sonuçlar, ADAM zaferi, son iki hafta artan iş temposu… Uçak kazası için hiçbri uçağı düşürmeyecek en az 5 ufak hatanın peş peşe olması gerekir derler… Durumum ona benzedi. Neyseki uçağı çakılmadan çevirip tekrar kaldırdım, parkuru tamamladım. Detayları da burada yazdım.

Eylül ayında yoğun iş temposu arasında, Ankara’da son Yarış Takvimi yarışı olacağını bilmeden New Balance Eymir koşusuna gittik –yine ailecek. Hatta Ilgaz ve kızı Nar da bize katıldılar, harika bir yolculuk oldu. Can Berk’i iterek düz parkurda yorgun bacaklarla koştum, tekrar koşmaktan zevk aldım.

6 ve 7 Ekim haftasonu peş peşe iki kısa mesafe yarışı koştum. Cumartesi günü Neşet Suyu’nda AdımAdım 6K koşusu, Pazar günü <a href="http://wp cialis en ligne belgique.me/p1Fb4d-wT” target=”_blank”>Nike 5K koşusu. Her ikisinde de kuvvette devamlılık becerime şaşırdım. Daha önce Can Berk’i iterek laylom koştuğum AA koşularına VO2 max kapasitemi test etmek ve zorlamak için katılmaya başladım.

fred_flintstone_large

 

11 Kasım 2012 günü Avrasya Maratonu’nda dördüncü maratonumu koşarak yarış sezonumu kapattım. İlk kez kostümlü koştum, yine TEGV için bağış topladım. Fotoğraf ve raporum bu yazımda. En hızlı maratonumu koştum, 3:30a indim. Maraton eforu/zorlanması azalmadı. Yan etkileri azaldı.

 

2013ün Ocak ortasına kadar zihnim rahat bir şekilde antrenman süremi arttırmaya, genel antrenman yapmaya devam ettim. Bu sırada 2013 hedeflerimi netleştirdim. Hatta bu yazıyı yazarken ara ve ana hedef yarışların 4 tanesi için bir çok evrak işini de bitirmiş durumdayım. Ama 2013 hedeflerini başka bir yazıya bırakıyorum… 2013 hedeflerimi paylaştığım yazıyı fazla bekletmeden yazdım, okumak için tıklayınız.

Leave a Reply

Pin It on Pinterest

Share This
Get Adobe Flash player Plugin by wpburn.com wordpress themes