ADAM 2012’yi kazandık!

Doğa Araştırmaları Sporları Ve Kurtarma Derneği (DASK) tarafından 13. Kere düzenlenen Anadolu Dağ Aşma Maratonu’na (ADAM) bu sene 5. kere katıldım. İlk katılımım olan 2002 senesinde, sakatlanarak yarım bıraktım, kalan hepsini bitirmeyi başardım. Bu sene, sevgili Aykut Çelikbaş ile yeni açılan Ultra parkura katıldık. Her şey bizim için yolunda gitti, 2 gün toplamında resmi olarak 16 saat 32 dakika ile parkuru kazandık. Her iki gün harita işaretlemek için toplam 40 dakikaya yakın harcamışız. Bizim koşu-hareket ölçümümüz 15:54.

ADAM, dağlık bir arazide elinizdeki haritada işaretleyeceğiniz koordinatlara ulaşarak zamana karşı yol almayı gerektiren iki kişilik takımlarla yapılan bir dayanıklılık yarışması. Etkinlik kendi kendine yeterlilik prensibiyle kamp malzemesi ve yiyecek dahil su hariç her şeyin sırtınızda taşınmasını gerektiriyor. İlk gün bütün parkurlar için ortak olan ara kampa varıp ikinci günün sonunda yarışmayı tekrar döndüğünüz ana kampta bitiriyorsunuz. Kısa, Orta, Uzun ve bu sene ilk kez Ultra mesafe ve zorluklarında yapılan ADAM’da her parkur ismini çağrıştırıyor. Kısa parkur doğada maceracı bir haftasonu yürümek için ideal, Uzun ve Ultra ise deneyimli ve antrenmanlı ekipleri bile sınırlarında zorluyor.

ADAM bu sene 13. kere koşuldu: Dile kolay… DASK üyelerinin özverili çalışması ile 13 yıl. Doğa sporları alanında ülkemizin en köklü STK organizasyonlarından biri. Yürüyüş, koşu, kampçılık ve dağcılıkla ilgilenen herkesin en azından yarşmacı veya kampçı olarak destek vermesini dilediğim bu organizasyon Can Berk’li hayatımızda çok özel bir yeri olduğunu söylemeliyim. (4 yaşında ve sadece 1 ADAM kaçırdı…)

2012 ADAM önceki yıllara göre göre parkur sayısı – yeni Ultra parkuru – dışında parkur yapısı açısından yenilikler getiriyordu. Organizasyon komitesi yarışma rotalarını planlarken takımların daha fazla rota seçimi yapabilmesine ve en az bir alternatifin “hızlı koşmaya” izin vermesine dikkat ettiğini gözlemledim. Önceki sene Uzun Parkur’da çok bozuk ve zor zeminde, oldukça fazla yükselti değişimi yaparak ilk gün 44km almışız. (çok hızlı olmayan bir tempo ile 17 saat). Bu sene, eşdeğer tutulan Ultra parkurunda 54km olması gereken ilk günü 60 km olarak 11 saatte almışız (bu fark kampa 1,5km kala 6.1km ve 48dakika uzunluğunda bir hata yapmamızdan kaynaklanıyor.) Geçen senenin liderinden daha az sürede ara kampa girmişiz. Daha fazla mesafe gitmişiz. Önümüzdeki senelerde özellikle uzun ve ultra parkurlarda yükle arazide hızlı ilerlemenin önemli olacağını düşünüyorum. Rotanın bu şekilde yapılabilmesi için kontrol noktaları (yüksekte veya alçakta) yollara genelde daha yakın seçilmişti. Ancak genel rota planlama başarılı olduğu için öyle çok da kolay bulunmuyorlardı. Sıkıcı hiç değildi…

Parkurlar arası nokta dağılımı daha sürprizli ve zig-zaglıydı. Eskiden (genelde) uzun parkurdan 2 eksiktip ortayı, 2 daha eksiltip kısayı koşarken bütün yarışmacılar iyi kötü aynı doğrultuya koşardı. Bu sene özellikle 2.gün parkurlar birbirlerine ters doğrultularda aynı kontrol noktalarına gittiler. Herkes kendi rotası ve yön bulmasına konsantre oldu.

ADAM ve Aile Kampı

Yaz sıcaklarında Bolu yaylalarında kamp yapmak… Evet, düşüncesi bile insanı serinletiyor. Bu sebeple her sene ailecek ADAM kampına gelmeye çalışıyoruz (2011 yılında ana kampın ağaçsız bir sırtta olması sebebiyle aile kampını iptal ettik.) Ailece kamp yapmanın bazı zorlukları var ama arabanızdan 30-40m uzağa kamp kuracaksanız gerekli olabilecek her şeyi getirme imkanınız var. Öncki senelerde The North Face Family 6 çadırımızla geldiğimiz ana kampa bu sene iş amaçlı kullandığımız Salewa Ambiance VI çadırla geldik. Çadırı kurarken bana ruhsat ve inaşaat izni soranlara fazla aldırmadım. İçinde 2 ayrı oda içinde 3+3 6 kişi konforlu kalabiliyor ve yine de 16-17metrekare zemini toprak üstü dış tente alan kalıyor. Cumartesi günü yağan yağmurda “komşu” çocuklarıyla beraber Can Berk bu alanda kuru kuru oynamış, hanımlar da kamp koltuklarını buraya çekmişler…

Salewa Ambiance VI

Ana kamp aile çadırımız ve Cuma akşam yemeğimiz. Aykut (sırtı dönük), Caner, Hande (sırtı dönük) ve Can Berk. Foto: Ulaş Önol

Hande ve Can Berk ben yarışırken yanlız (komşu aileler hariç) kalacakları için kafamın rahat etmesi için lojistik detaylara dikkat etmeye çalıştım. Katlanabilir masa, kamp koltukları, ufak bir buz kutusu, 2 ocak, unutup arkadan gelenlere sipariş ettiğimiz 5litrelik sular, Dromedary ağaç musluğu, bol mat, oyun halısı, oyuncaklar… Hande’nin yemek seçimleri ve dağ-kamp tecrübesi ile birleşince herşey onlar için gayet güzel geçmiş. En yakın komşuları Zeynep ve Mustafa’nın annesi Tipi Özdemir (eşi Özgür ve kayınpederi Kemal Orta parkurda yarıştılar) her iki ailenin de kampı daha kolay oldu. Önerim, tanıdığınız çocuklu ailelerle kampta komşu olun!

Yarış Raporumuz

Aykut’la Mayıs sonunda önce Runfire Cappadocia ultra maratonuna, sonra ADAM’a katılmaya karar vermiştik. RFCyi bitirdikten sonra kayıt olmak istedik ve saolsun DASK organizasyonu anlayış gösterdi. Pazartesi günü geride bıraktığımız 244km’nin yorgunluğunu tam atamadık. Ben parkur seçmekte zorlanıyordum. Acaba sadece kampa mı gelseydik? Aykut’la yazışmalar sonsuza doğru uzarken kestirip attı “yaz ultra, yoksa vazgeçeceğiz!” Aykut’un basit bir formülü vardır “Yarıştığın süre seyehatten uzun sürmeli.” Bu iki yarışı peşpeşe bitirmek ve sağlıklı olmak benim için çok önemliydi. Geçen sene boyunca yaptığım antrenmanları harmanlamak, UTMB öncesi vücuduma ve irademe %100 güvenmek istiyordum. Salı sabahı kayıt olduk ama Perşembe öğlene kadar malzeme planlamaya başlamadık. Hem yarışmayı istiyoruz, bir yandan da 9 günün fizik ve zihin yorgunluğu ile yarışı düşünmekten kaçıyoruz. Cuma sabahı buluşup Bolu’ya devam ederken yolda son yemek planlama ve alışverişimizi yapıp akşam da malzeme uyarlamalarımıza vakit ayırıyoruz.

Normal koşullarda savsaklanmış hazırlık evremize dönüp baktığımda yarış veya antrenmanın kendisi kadar iki performans arasındaki sürenin kalitesinin önemini daha iyi anlıyorum. Herşeyinle konsantre olduğun bir 9 gün, gerek fiziksel gerek zihinsel olarak herşeyini zorladığın bu süreden bir hafta sonrasında yeni bir yarış. Arada es verdiğin hayat senin için birçok şey biriktirmiş: Ailen, çocuğun özlem dolu, arkadaşlar, iş, daha fazla iş… Çok da “kaliteli” olmayan bir dinlenme zamanı… Hazırlıkların üzerine yatarak, zihnimizi gereksiz yere meşgul etmemiş olduk. Yeni bir hedefe odaklanmadan önce bir nevi meditasyon yaptık. İş hayatında da tempo sizi yorduğunda zihninizi dağıtmanız gerekirya, öyle birşey. Vakit kısalınca tak tak gerekli şeyleri konuştuk, hazırladık ve son uykumuza yattık. Bu noktada, az zamanda neredeyse eksiksiz hazırlanmamızda Aykut’un ilk kez ADAM’a gelmesine karşın uyum yeteneği yüksek çok tecrübeli bir koşucu olması, kritik malzeme lojistiğini önceden çözmemiz ve önceki yarış için yaptığımız hazırlıkların etkisi büyük.

Cuma öğlen İstanbul’dan hareket edip 16:00 gibi kamp alanına vardık. Ana kamp aile kurulumunu başardıktan sonra malzeme hazırlığı ve akşam yemeğini beraber götürdük. Erken gelip rahat hazırlanmak, zihinsel hazırlık için de çok önemli.

İlk gün çıkışımızı 05:10da alıyorduk. Bir dakika gecikmeyle masaya varıp haritamızı aldığımızda harita işaretleme için rol paylaşımı konuşmadığımızı hatırladım. Neyseki Aykut hızla olayın içine girdi ve koordinatları okudu. Temkinli birşekilde bütün koordinatları işaretleyip haritayı katladık ve 20 dakika kadar sonra yola koyulduk. Yeni bir haritayla yarışırken ilk birkaç hedef çok önemlidir. Haritaya, yeryüzünü nasıl yansıttığına alışırsınız. Kullandığımız 1:25.000lik paftalar çok yeni değiller. İşaretli tali yolların bir kısmının bakımsızlıktan zor takip edildiğini, birçok yeni yol açıldığını veya mevcutların genişletildiğini önceki senelerden biliyorum. Bazı kayalık uçurumların işaretlenmediğini görmüştüm. Orienteering sporuna kıyasla çok daha belirsiz olması hep rahatsız etmiştir beni. Bu sene haritayı daha “geniş” okumayı, pusula ile sık sık doğrultu kontrol etmeyi, mutlaka birkaç değişik arazi özelliğinden nirengi almayı kendime hatırlatıyorum. Kamptan birkaç yüzmetre uzaklaşınca haritaya daha sakin bakıp yönüne koydum ve paralel yola çıkmak için ilk arazi yardırmamıza giriyoruz. 100 metre yatay mesafede 50m tırmanış, günün nasıl geçeceğinin habercisi oluyor.

Yavaş ve dengeli başlayıp içimizdeki koşma arzusunu biraz dizginliyoruz. İlk noktaya giderken bir kestirmeyi atayıp temkinli uzun yoldan gitmeyi öneriyorum. ADAM’da hızlı gitmeye çalışırken navigasyon hatası yapmaktansa temkinli uzun yoldan sürekli hedefe ilerlemenin daha iyi olduğunu bilecek kadar çok kayboldum. Noktaya varan ikinci ekibiz…

Dağlar arasındaki yüksek yollarda hızlı ilerlemek için sıklıkla koştuk. Foto:Hikmet Başkır

Parkurdaki ilk 5 hedef bolca tırmanmayı gerektiriyor. Sert araziye gerekmedikçe girmeden toprak yolları takip ediyoruz. Aykut çok gerekmedikçe yavaşlamaya tahammül etmediği için (özel not: tahammül dilimizde biraz sert anlaşılıyor, dağ aşma yarışı ve o günkü ritmimiz için çok uygun, ama Aykut’un takım arkadaşlığı için kaba bir tanımlama) düz ve yokuş aşağılarda koşuyoruz. Sabah serinliğinde Bolu’nun dağ yolları tam bir cennet! Bir hafta önce yandığımız saatlerde şimdi durduğumuzda ürperiyoruz… Riski az düz yoldan ilerlerken bir su birikintisine düşüyorum… Dağlar ve patikalar dalgınlığı affetmiyor.

3. Noktamıza uzun hızlı yoldan yaklaşıp kısa-dik rotadan tırmandık.

20120729-220531.jpg

Gün1, Kontrol Noktası 3. Bizi 1960 metrede bekleyen görevliler. Foto: Hikmet Başkır

Köroğlu Dağının kuzeybatı yamaçlarında 2000m rakımda yan geçerken. Otluk “fell tipi” zemin öbek öbek köklerden ötürü bilekleri zorluyor. Yine de Sabah serinliğinde buralarda olmak harika!

4. Kontrol Noktası ile aramızda yükselen Köroğlu Doruğu’nu ya zirvesine yakın yahut daha uzun kuzey yamaçlarından geçmemiz gerkiyordu. İkincisini seçip yol bulurken 15dakika kadar hata yaptım. Dağlara gelmeyeli mesafe ayarlama becerimi kaybetmişim. 2000 metre rakımlı ve bozuk zeminli geçişimiz engin bir yamaçtan onlarca sıra tepeler ve aralarındaki vadilere hakim olduğu için harcadığımız enerjiyi ortamdan alarak ilerlediğimi hissettim. Orda olmanın güzel olduğu anlardan biriydi. Traversin başında iki metre önümüzden kaçışan tombul keklikleri elimizle yakalayıp çantaya atmadığımıza 9-10 saat sonra ateş başında kızartılan sucuklara bakarak çok hayıflandık.

5. Kontrol Noktası hızlı bir yokuş yukarı yol koşusu ve tekrar “fell” tipi bozuk zeminde yamaç aşağı kaptırma idi, hızlı geçtik. Önümüzdekileri yakalamak, yaptığımız hata ile kaybettiğimiz zamanı arkadaki takımların kapatmaması için elimizden geleni yaptık.

6. Kontrol Noktası’na devam ederken güzel dere kenarları ve toprak yollardan sonra hızlı sert araç yolunu tepikleyerek gittik. Yol ritmine girmişken noktadan sonra da devam edip kısa düzlükler hariç koşmamıza izin vermeyen uzun rampayı sızlamaya başlayan bacaklarla çıktık. 6 saat sonra bir şekilde olayın rengi değişiyor. Artık ilk heyecan hafifleyip, bacaklar omuzlar sızlamaya başlıyor, yorgunluk belirtileri, açlık değil ama güzel ve lezzetli yiyeceklerin hülyası gelip gidiyor. Temponuz yavaşlıyor. Haritayı okumak için yavaşlamak farz oluyor. Yanlız olmak (ultra koşarken) bu evrede zor. ADAMda iki kişiyiz ve güçlü olan “çeken kişi” olarak partnerinin 3-10-30metre önünde kalıp berikinin yaymasına izin vermemeli. Aykut bunu çok iyi yaptı. Harita kontrolü için sık sık bakmaya başladığım için (bakmazsam hata yapmak içten değil ki gün bitmeden başımıza geldi…) benim için iki vitesli bir etap olmaya başladı. Kendime parça hedefler verip motivasyonumu yükseltmeyi başardıktan sonra 7. Kontrol Noktasından öncesi son tırmanışta birbirimizi boyuna kadar tempo için yüreklendirmeyi unutmadık.

Yayla yollarından tırmanırken.

Ana kampta hazırlanınca sırtımızdaki çantaları tartamadık, gelecek sene bagaja bir tartı atarak bu konunun bizi meşgul etmesini önleyebiliriz. Sularla 5,5-6,5kg olduğunu tahmin ediyorum. Yüklü koşarken aramızda Kıbrısçık-Seben arasında Köroğlu Ultra Trail 100mil/166km yarışı kıvılcımları konuştuk. Türkiye’ye belki 2 gömlek büyük, çok sert ama bir o kadar güzel bir parkur olacağını da… 8’e belirgin yol yerine boyun aşıp daha az kullanılan yol ve patikalarla gitmeye karar verdiğimiz için Artalan yaylasına girdik. Dürüst olmak gerekirse, daha ilk uzaktan geçişimizde yayalanın ortasındaki yalak ve çeşme beni kendine güdümletmişti. Çok da iyi yapmışız. Sadece buz gibi nefis su içmekle kalmadık, Bolu’nun ufak ama bakımlı, özgün mimarisini büyük ölçüde korumayı başarmış bir yaylasını tanıdık. Devamındaki rota seçimimiz de çok tatminkardı: Sert bir rotada zorlayarak tırmanıp sonra hızlı rampa aşağıya devam ederken hep harika manzaralar…koşmak için ne güzel bir gün!

Artalan yaylasının ortasındaki yalağın yanından geçerken. Oyma kütüklere hayran oldum. Yayla bozulmamış, bir çok evi restore edilmiş bir yerleşim.

Yayla pansiyonculuğu başlasa Artalan yaylası çok hızlı ünlenebilir. Yayla bozulmamış, evler aslına yakın renove edilmiş. çevresi tepelik ve birçok rota alternatifi var.

8. Noktamızı doğru işaretlediğimden çok emin değildim. Dolayısıyla hem haritayı sık kontrol etmek hem de yokuş sebebiyle son kilometreyi yavaş aldık: evhamlarmı boşa çıkartacak şekilde ulaştık. 8 küsur saat sonra, orman gölgelerindeki bu noktada yanan harlı ateşe yakın durduğumda ormanın nemi kayaboldu. Kemiklerim ısındı. Frodo’nun parmağına taktığı yüzük misali, 10-15 saniye ateşten uzaklaşamadım. Bilakis yarım adım, yarım adım daha da yaklaştığımı fark ettim. Yola koyulduğumuzda orman ilk dakika ne kadar soğuk geldi… Evet, şu parkuru bitirip ara kampa varsak iyi olacak…

Sekizinci noktadaki ateşten uzaklaşırken. F: DASK arşivi

“There are no shortcuts to any place worth going.” / “Gitmeye değer hiçbir yere kestirme yol yoktur”
― Beverly Sills

Bu özlü sözü sevgili Aykut 8 gün önce, Runfire ultra uzun günü sabahı benimle paylaşmıştı. Son 2-3 saattir (ADAMda 2ayak sonrasını planlamayı yeterli buluyorum) 8den 9a ayağını kara kara düşünüyordum. Bu söz aklıma geliyordu. Bu ayakta sözlük, son ayakta da mecazi olarak parkurumuza girdi. Ya yolsuz izsiz bir rotada dağ aşmak, ya da yoldan uzun bir öbür kulağa uzanmak yapmak gerekiyordu. Arazide kestirme yapmanın genel formülü üçte bir kısaltmıyorsa, yardırmak yerine yoldan git. (topografik harita okumak için özet sunum yazım için tıklayınız) Dağdan yardırmak daha hızlı olacak gibiydi- elbette kaybolmadan. Yokuşu tırmanmaya başladık. İlk etaptaki traversin orman dokusunu zor aştık. Neyseki vaat edilen vadicik ve patikaya girip haritada olmayan, birkaç senelik bir ağaç kesim traktör izine çıktık. Bu iz istediğimiz yere gidiyordu. Takip ettik. Haritayla yön bulurken, menzilinize yakın belirgin bir hedef “saldırı noktası/attack point” belirleyip onu bulana kadar hızlı, sonra daha yavaş ilerlemeye “saldırı noktası kullanmak” denir. İşaretli olmayan bir yolu devam ettiğimiz için yeterince hızlı gidemiyorduk (yokuş dışında sürekli harita-pusula için daha yavaş tırmanmayı kastediyorum). Yol bizi bir boyuna getirdiğinde 2 olası bölgeden hangiisnde olduğumuzu anlamakta zorlandım. Bu satırları koltukta ve dinlenik nabızla yazarken yaptığım yanlış seçime hayret ediyorum, navigasyon yarışının güzel (ve tehlikeli) yanı işte bu: Yorgunken haritayı zihnine uyduruyorsun. Bunun bize faturası 15-20 dakika kadar fazladan 30 derece eğimli patikasız bozuk orman zemininde dolanmak, 100 metre irtifa kaybedip geri almak, sinirleri yıpratmak oldu. Son yaylamıza ve akabinde kontrol noktamıza yağmur alında varıp hızla kampa devam ettik. 450 metre alçalacağımız etabı yoldan olabildiğince hızlı gidelim derken abartık.

“Hız felakettir” -Trafik anonimi
Harita ile arazi her zaman tam eşleşmez. Yol sapağı, çatalı uydu fotoğrafıyla çizilmiş haritalarda farklı görünür. Bizim son çatalımız da böyle olunca birçok takım gibi göremeden düz geçtik. Kilometreyi 4,5dakika ile yokuş aşağı koşarken 1km sonra benzer bir çatala daha gelince pararlel hata yapıp sorgulamadan 1,3km ötedeki kampa devam ettik . Sahte sapaktan 1.5 km kadar sonra durumu sorguladığımızda acı gerçeğe inanmak istemedik. Yatay kilometre dışında kaybettiğimiz irtifa bizi yıkmıştı. Param parça moral ve yol bulucunun yerlerde sürünen karizması ile geri döndük. Kampa vardığımızda yarışma saati 11:28:55i gösteriyordu, avantajı kaybedip 2. olarak girmiştik.

ADAM 2012 Ultra Parkur 1.Gün noktaları.Caner ve Aykut’un rota hattı kırmızı. Yeşiller major hatalarımız. 1e giderken aşırı temkinden yeşili izlemedim, 4e giderken paralel hata yaptım, 9a giderken konumu kaybedip kaba navigasyon, Ara kamp öncesi hızlı koşunca dağıldık:(

Ara kampa varınca hızla temizlenip biraz birşeyler atıştırdık, bol sıvı aldık, giysilerimizi yıkayıp “izci koltuğu”na astık. Olabildiğince çok dinlendik. Eşyalarımız ve Aykut. F: Caner

Biraz toparlanınca günü değerlendirmek için haritayı açtım. Ne yapmışız, doğrular yanlışlar kadar merak ettiğimiz tırmanışı hesaplamak istedim. En az 2800 metre diye hızlıca hesapladım, eve dönünce 3200m toplam tırmanış çıktı. F: Ulaş Önol

Ara kampta ateş başı. Bu ateş üzerindeki ibriklerde kaynayan suyu kullanarak ocak taşımadan yemek yaptık. Bu sene mangal ızgarası da olduğunu fark ettim, seneye ben de sucuk taşıyacağım. Ateş çevresi giysi kurutma merkezi olaral da kullanıldı. F: Caner

Hafif çadır olsun diye Camp Minimus ödünç aldık. 1.3kg karşılığında kefenden hallice bir iç hacim alıyorsunuz. Aykut önce biraz söylense de yorgunluktan ikimizde kütük gibi uyuduk. F: Caner

İkinci gün… Vakitlice kalkıp hazırlandık. Dün start alan 4 takımdan biri (Fırat-Derya) bırakmıştı. Aykun-Orhan ikilisi 17 saatte gelmişti. Yarış iki takım arasındaydı. Fazla konuşmasak da dünkü hatanın getirdiği “mutlaka hızlı gitme” baskısını hissedebiliyordum. Kazanma hırsından ziyade, RFC ile beraber 9. gündr durmadan koşuyorduk. bu kadar yorulmuşken, emek vermişken, en iyisini zorlarken sudan sebeplerle (navigasyon hatasının terletmesi diyelim..) geri düşmüş olmak insanın içine oturuyor. Hedef belli: Olabildiğince hızlı ol, riskleri iyi tart ve optimum rota seçimi yap, sonuna kadar zorla…

İlk çıkış aldık ve 15 dakika sonra daha ilk noktaya varmak üzereyken Alişan-Emre ikilisi ensemizdeydi. Noktadan çıkınca Aykut’un yarışmacı yönü benim mülayim tempomu yukarı çekti. Dördüncü noktaya kadar oldukça tempolu ve az hatalı gittik. Sonraki etap en karmaşık ve zorlu ayaktı: Doğudan dolaşan rota alternatfi ile yamaç ve ormanları yardırarak yolları birbirine bağladık. Zaman zaman zorlukla yürüyebildiğimiz zeminlerden geçerek hedefe vardık.

5. Noktamız öncesindeki dere yatağı tırmanışına başlarken. Ormanda hava ve ışık harikaydı.

Uzun bir iniş ile 6. Noktaya koşarken haritadan sonraki ayağı planlamaya çalıştım. Aykut’un arkasında kaldım, daha da fazla bakındım ama çaresiz tek mantıklı rotanın yeni bir yardırma gerektirdiği gerçeği ile önüme baktım. Ormancıların ve hayvancılıkla uğraşanların belki 8-10 yıldır uğramadığı bu tepede yollar kaybolmuştu. Engebeli zeminde debelenerek tırmandık, neyseni daha rahat bir yamaçtan alçaldık. Artık yorgunluk sebebiyle hareket halinde çok daha zor harita okuyorum, sürekli Aykut’un gerisinde kalıyorum. Dünden ağzımız yandığı için yavaşlamaktan, durmaktan gocunmuyorum. Aykut da söylenmiyor ama tempomu düşürmeme izin vermeden hemen önümde devam ediyor. Haritayı zor okuduğum için fotoğraf çekemeden bu güzel yerleri geçtik. Dik tırmanışlarda çarpan yüreğim ve yokuş aşağı koştuğumuzda yüzüme vuran esintiyi hala hissedebiliyorum. Yarışmak, koşmak, içinde olmak için güzel yerler…

Her gecenin sabahı, tırmanışın inişi ve uzun yarışın bir sonu vardır. Dağda ve uzun mesafede, son adımı atana kadar her şey olabilir. Nitekim son 2km’de tekrar tökezleyip az br yuvarlandım. El bileğimi zorladım. Kampa 500mt kala ile gözlüğümü düşürdüğümü fark edip 7-8 metre geri döndüm. Neyse ki fark ettim.

Son 200m öncesi kamp alanından geçerken oğlum bana gelince beraber koştuk bitişe… Harikaydı!.. F: Faika Berat Taşkıran

İlk günün sonunda moralimiz bozuktu liderin ne kadar arkasında olduğumuzu gidip sormadım. Bu sebeple kamptaki ilk 15-20dakika diken üzerinde durduk. Gelen giden olmayınca rahatladık. 2. gün oldukça hızlıydık, hatta orta parkur erkekler ikincisi olan İbrahim-Ozan ikilisi hariç bütün orta ve uzun parkur takımlarından da hızlı gelmişiz. Gittiğimiz parkurun özeti:
I. gün 60.1km ve 3125m tırmanış
II.gün 28km ve 1095m tırmanış
Toplamda 88km ve 4220m tırmanış…
Ultra Parkur özet sonuçlar:
1. Takım 403-Caner Odabaşoğlu – Aykut Çelikbaş 16:32:55
2. Takım 401-Alişan Kayabölen – Emre Ayar 18:02:01
3. Takım 402-Aykun Taşçıoğlu – Orhan Ağcaoğlu 28:39:00
DASK ADAM 2012 Sonuçları için tıklayınız.

DASK ADAM 2012 Ultra Parkur 2. Gün parkur detayı. Mavi hattı izledik. Bu gün önemli bir hata yapmadık.3-4, 4-5 ve 6-7 seçimlerimiz güçlü yanlarımızı optimum risk alarak kullanmayı gerektirdi ki dikkatli olunca başarılı olduk.

Ödül töreni başladığında yorgunluk çökmüştü. Bu kare mutlu yorgunluğumu Hikmet amcasının desteğiyle yakalayan sevgili oğlum Can Berk tarafından çekildi…

Caner-Aykut birinci, Alişan Kayabölen – Emre Ayar ikinci. Aramızda yarışmanın direktörü Hakan Gönendik. Üçüncü takım epik mücadelesini hala devam ettiren Aykun Taşçıoğlu-Orhan Ağacaoğlu. F: Faika Berat Taşkıran

Aykut ile yorgun ama muzaffer şekilde heykelciklerimiz ve çelenklerimizin tadını çıkartıyoruz. Az sonra dönüş yolu başlayacak… F: Hikmet Başkır

ADAM’da emeği geçen herkes: Gönüllüler, yarışmacılar, aileler… Seneye görüşmek dileğiyle! F: DASK Arşivi

Oldukça uzun bir rapor oldu. Buraya kadar okuyanlara özellikle teşekkür ederim.
Gönüllü ve büyük yürekli organizasyon ekibine tekrar teşekkür ediyor, hala bir ADAM kampı yaşamamış olanların 2013 için şimdiden program yapmasını öneriyorum.

Bunu sevdiyseniz ilginizi çekebilecek benzer yazılarım:
Runfire Ultra Değerlendirmesi
Runfire Cappadocia Hazırlıklarım
Yıldız Parkı 6 Saat koşusu
İznik Ultra Maratonu için Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları
Belgrad Ormanında Patika Parkuru: Geyik Koşuları
Team Ultra Trail Runner (TUTR) Çekmeköy Deneme koşusu 45km, 22 Ocak 2012
Göynük Patika Koşusu: Ali’nin Yolu
Ultima Frontera 160: Geldik, gördük, koştuk
I. Sigma Cam Çekmeköy 50K: Türkiye’nin ilk tek etap ultra patika koşusu
TDS Video hikayesi: Online Video Belgeselimiz
UTMB-TDS Raporu

Leave a Reply

Pin It on Pinterest

Share This
Get Adobe Flash player Plugin by wpburn.com wordpress themes