Antalya Runatolia Maratonu 2015 Kısa Rapor

2009 yılında ilk ciddi koşu yarışımı Antalya’da (o zamanki adıyla Runtalya) 10 km koşarak tamamlamıştım. Koşu yolculuğumun 6 senesi boyunca, spor geçmişimden dolayı yükseklerde (dağ patikalarında) ve gidebildiğim kadar (ultra maratonlarda) koşmak beni motive etti.

Yaşam, her gün tazelendiğiniz harika bir mucize. Her gün uyanmak,  işe gitmek, işten gelmek için umutlarınız, hedefleriniz var ( ya da olduğunda bu mucizenin kıymetini biraz fark ediyoruz…) Koşmak da farklı değil. Koştuğu mesafesi, hızı, mekanı ne olursa olsun, her koşucunun bir hedefi, bir hayali var. Onu harekete geçiren bir şeyler var.

2014 Ağustos’unda bir kaç senedir hedefim olan UTMB parkurunu bitirdikten sonra, fiziksel toparlanma ihtiyacı dışında zihinsel bir toparlanma ve yeniden motive olma sürecine girdim. Ancak 2015 yılı başında, 40. yaşımı kutlayacağım yılda, kendime bazı hedefler koymaya başladım: Daha hızlı koşmak, bunlardan biri. Maratonda hızlanmak için düzgün bir hazırlık programı ve sonrasında hedef yarış planlamak yerine, durum kontrolü yapıp Antalya’da elimden geleni yapmaya karar verdim. İş hayatım 16 hafta boyunca her antrenmanımını planlamama izin vermiyor…

15 Şubat Pazar günü, Runatolia Maraton mesafesinde koştum. Önceki en iyi maraton derecem 3:20 idi. 3:15i hedefledim, 3:15:34 resmi süresiyle tamamladım! Bu koşumda AdımAdım oluşumu ile birlikte AKUT NEFES projesi için bağış toplamaya devam ediyorum. Kendimi hızlı koşmaya zorlarken, AKUT arama kurtarma derneğine kendimi yakın hissetme sebebim basit: Acil durumda hızla yardıma yetişip canlıların nefes almaya devam etmeleri için çaba harcıyorlar. Hız, onlar için bir oyun değil; Bütün çabaları ve var olma sebeplerinin en önemli şartlarından biri.

Benim adıma AKUT’a destek olmak isterseniz kredi kartınızla veya PayPal ile kolayca yapabilirsiniz. EFT havale tercih ederseniz tıklayınız. Lütfen açıklama bölümünü aşağıdaki gibi yazarsanız bağışları takip edebilirim: AA_CO_Adiniz_Soyadiniz

 Yarış Nasıl Nasıl geçti? Merak edenler için kısa raporum:

Önceki en hızlı maratonumu yine Antalya parkurunda, 2013 yılında 3:20:20 koşmuştum.  Ocak başında koştuğum kısa yarışlar ve 5K deneme koşuma bakarak, matematik oranla 3:12 maraton mümkün görünüyordu. Ancak maraton mesafesi için gerekli olan uzun koşular, haftalık km biriktirme bende eksik olduğu için 10 haftada 3:12 kolay olmayacaktı. Personal Best (PB) hedefine karar verip 3:15 gibi çok da kolay olmayan süre belirledim. Yardımseverlik mailimde satır arasında belirttiğim bu hedefi çok önemsemezken, Antalya’da merhaba dediğim her 10 kişiden 4ünün “hedef için başarı” dilemesi biraz stres yaratmaya başladı… Başaramazsam madara mı olacaktım?

Yarış öncesi biraz geç yatıp çoğu zaman olduğu gibi yarı huzurlu uyudum. telaşsız hazırlanıp çıktığımı düşünürken kulaklık ve iPodumu almadığımı start alanında fark ettim. Bunu  Tohum Otizm koşucuları ile konuşurken istemeden sesli düşünmüştüm. Sevgili Ali Gürdal duymuş, otelden henüz çıkmamış olan vakıf genel müdürü ve kendisi de koşan Betül Hanım’a iletmiş ve 15 dakika sonra bana bir kulaklık vermezler mi? Hedefim için başarı da dilediklerinde, bu jesti hem bir işaret hem de itici güç olarak aldım. (ve çok faydasını gördüm! Minnettarım!) Çantamı starttan 12 dakika önce bırakıp ısınamadan çıkış koridoruna yaklaştım, arkalarda kalmak istemiyordum. Yine de önümde yeterince fazla kişi birikmişti. Ayakta durduğum yerde ısınır gibi yapıp çıkış işareti ile yavaş bir slaloma başladım.

Düden parkına yaklaşırken. F: Alican Dönerkaya

Düden parkına yaklaşırken. F: Alican Dönerkaya

Kılıç kuş gibidir çok sıkarsan ölür; gevşek bırakırsan uçar gider.” -Alexandre Dumas, Üç Silahşörler

İlk kilometre durumu dert etmeden ve ısınarak ilerledim. Yakınmak problemi düşünmektir. Sizi daha iyiye taşımaz. Ama bir hedefim vardı ve hızlanmam gerekiyordu. Çözümü düşündüm. Vites büyüttüm. Ortalama 4:37 tempo (kilometreyi 4 dakika 37 saniye ile koşmak) 3:15 (maratonu 3 saat 15 dakikada bitirmek) hedefime ulaştıracaktı. 4:30 ise 3:12 temposuydu. Yarışın ikinci yarısında yavaşlayacağımı öngörerek başlarda daha hızlı bir tempoya tutunmaya karar verdim. Bu tempo “doğru” olmalıydı: Fazla hızlı olursa pilim erken biter. Yavaş olursa, enerjim yüksekken potansiyelimi değerlendiremeyip yapabileceğimden yavaş bitiririm.

Doğru tempo ? Hislerime güvenip biraz yavaşladım. 4:15-4:20lerde rahatca bir tempoya yerleştim. 8. km den sonra biraz daha fazla çaba ile 4:20-4:27 arasında gidip geldiğimi gözlüyordum.

16.km civarı, Lara Plajı'na indikten hemen sonra. F: Alican Dönerkaya

16.km civarı, Lara Plajı’na indikten hemen sonra. F: Alican Dönerkaya

17. km’le başladığında Lara Plajı’na inip parke yolda adım atıyorduk. Zorunlu WC molası ardından antrenman azlığı kendini gösterdi: Bir buçuk saattir yüksek devirde gerilen kaslar 10 saniyelik tam hareketsizlikle sepsert olmuştu. Koşuyordum ama 5:20 seviyesinde, normalde kolay koşu tempomda gidiyordu bacaklarım. Az önce 50 metre arkamdaki grup artık 50 metre önümdeydi. Kendimi onlara doğru itiyordum, yetişmeli ve tutunmalıydım onlara. Önceki ortalama tempoma dönmek için 1,5 km’den fazla çabaladım. Ve başardım. Zamanı tutturmaya niyetliydim ve artık daha fazla inanıyordum.

Bu aralıkta maraton liderleri yanımızdan dönmeye başladılar. Basit bir hesapla çok hızlı bir maraton olmadığını fark ettim. Bir süre sonra tanıdık simalar ve isimler de gelmeye başladı.  Sub 3 hedefine giden arkadaşlarım Cemil rehberliğinde Noyan ve az arkalarında Mert’i görünce moralim yükseldi. Yolun yarısında 9 dakika arkalarında olduğumu değil, sadece 2 km geriden geldiğimi, biraz sonra onlarla aynı yöne koşacağımı düşündüm. Hızlandım.

Mahşerin 4 atlısı. bu ekiple yan yana koştuk bir kaç yerde . Tek sıra olup rüzgar tüneli yapmak yerine aynı çizgide yanyana koştuk konuşmadan. Olumlu enerji aldım, sonra daha ileri tutunmaya çalıştım. Bu karede Berk ile merhabalaşıyoruz. F: Alican Dönerkaya

Mahşerin 4 atlısı. bu ekiple yan yana koştuk bir kaç yerde . Tek sıra olup rüzgar tüneli yapmak yerine aynı çizgide yanyana koştuk konuşmadan. Olumlu enerji aldım, sonra daha ileri tutunmaya çalıştım. Bu karede Berk ile merhabalaşıyoruz. F: Alican Dönerkaya

Lara plajına geri dönerken son 8-9 km’dir beraber koştuğum dört kişilik grubun hedefimden daha yavaş bir süre için koştuğunu fark ettim. Biraz daha gaza bastım. Odağım dağıldığında yaklaşıyorlardı ve bunu kendime bir uyarı işareti olarak benimsedim, birkaç kere kendimi ateşlemek için kullandım.

Hayali “30-33 duvarına” yaklaşıyordum ama Antalya parkurunda daha öncesinde fiziksel bir 27.km duvarı  gelir: 500 metre içinde 30 metre yükselirsiniz. Bu yokuşun acımasız olduğunu düşünürsünüz. Bir süredir peşine takıldığım Alman koşucunun uzayıp gitmesine engel olamadan, yine de beklediğimden az hasarla tırmandım, hatta yavaşlayan birkaç kişiyi geçtim burada. Kendi kendime konuştum: “Maraton yeni başlıyor. Koş… acıyabilir ama koş.

Kor kızgın lambaya doğru uçan bir sinek gibi tehlikeli bölümün üzerine koştum. İlk maratonlarımdaki gibi bir “duvara çarpmadım”, ama yavaşlıyordum 35.km’den itibaren. “Bacaklarımda sabit bir sızı, elimden geleni yapıyorum ama daha hızlı gidemiyorum.” O aralarda bir yerde yanımdan, belki tabanca atıldığından beri sabit tempoyla koşan, bir tecrübe örneği geçti. Adını bilmesem de hak edilmiş bir “100 Marathon Club” tshirtü ile çok fırın ekmek yemem gerektiğini anlattı, üstelik tek kelime etmeden.

Yarışın son 4 kilometresinde fiziken değil, manen çok acı çektim. Ayağım, dizim, bileğim sağlam. AMA koşamıyorum. Ağır bacaklarımı kıvırıp ayaklarıma koşu adımı attırmak ne kadar zor! Önceki yarışlarımda da buralarda yavaşladım, yavaşlamayı kabul ediyordum. Ama bu sefer kabul edemezdim. 5:00-5:20 arasına düşen tempo kalan sürede beni hedeften koparabilir! Endişelendim. Ama bacaklar daha hızlı gitmiyor hala. Son kilometrede biraz biraz hızlanmayı başlardım. Final düzlüğünde az da olsa seyirci desteğini de görünce beni benden alan bir tempo koşarak çizgiyi geçtim.

Son 100 metre. Her saniye değerli! F: Barış Güder

Son 100 metre. Her saniye değerli! F: Barış Gider

En hızlı maratonumu tamamladım: 3:15:34. Kendimi en zorladığım koşulardan biri oldu. “Zorlandığım” değil, “zorladığım”. Sürekli kendimi ittim, kontrol ettim. Ama dert etmedim. Baskıyı hissettim ancak gergin değildim. Negatif split (İkinci yarısı daha hızlı) koşmadım, ama baştan gittiği yere kadar basıp sonra çok yavaşlamadım (umarım..?)

Ve belki en önemlisi eğlendim. Üstelik en yanlız maratonumu koşmama rağmen. Dış destek bu sene dipteydi, bir de (maraton için) az koşucu katılınca yarış süresince çok az kişiyle tempo arkadaşlığı yapabildim, tavşan olarak kullanabildim. Maratonda yeni sınırlar düşünmenin zamanı geldi gibi…

Beslenme ve sıvı alma planım  1 koska tahin pekmek tüpü (Onur Şentürk’e teşekkür ederim) , 2 mini snickers, 1 Gu jel ve yarım paket malatya pazarı ayçekirdeğinden oluşuyordu. Yolun yarısında 1 snickers ve bütün tahin pekmezi bitirip, 24-25 arasında ayçiçeği çekirdeğini (ilk kez) kullandım. Beklediğimden kolay yedim. 33. Km’de GU, 37 için son snickerı saklamayı düşünmüştüm ve plana uydum. Arada portakallardan faydalandım, ama bazı noktalarda kaçırdım. Muz hiç yiyemedim. Açıkcası ikmal masalarındaki görevlilerin bilinçsizliği ve ilgisizliği ile hızlı gitme hedefim gereği tam durmadığım için onları atladım. Suyu kontrollü içmeye karar vermiştim. Tek çiş molası verdiğimi düşünürsek, başarmışım…

Bence organizasyonu özetleyen kare. Foto: Norbert Wilhelmi - Runners World.de

Bence organizasyonu özetleyen kare. Maraton bitişi bomboş. Foto: Norbert Wilhelmi – Runners World.de

Organizasyon: Katıldığım 6 Antalya organizasyonu arasında seyirci desteği en düşük organizasyondu. Yabancılar azalınca, yanlarında gelen azaldığı için alkışlayan da azalıyor. Şehri hareketlendirmek için birşeyler yapılmaması bana garip geliyor. 2015 parkur görevlileri aşırı bilgisiz ve isteksizdi: su noktasında su vermek yerine kenarda oturanlar, eli boş masa ile senin aranda duranlar, ayakta durup sana ruhsuzca “hadi koş yetişirsin” diyen kostümlü elemanlar… Bu sene ne oldu da aniden geri sardılar acaba? Maraton bitişinde son parkur su istasyonu tamamen boşalmıştı (benim önümde 36 maraton koşucusu ve 4000 başka koşucu geçmiş) . Madalya dağıtımı bitiş çizgisinin 5-6 metre arkasındaydı, keşke daha geride olsaydı.  Çanta geri alma biraz uzadı çünkü çantalar düzgün sırada değildi.

AVM içinde seri kit dağıtımı, parkur sonrası masaj, parti alanı organizasyonun tecrübe ettiğim güzel taraflarıydı.

Yarışın Web sitesi: www.runatolia.com

Caner’in Garmin 310XT data sayfası.

Leave a Reply

Pin It on Pinterest

Share This
Get Adobe Flash player Plugin by wpburn.com wordpress themes