Runfire Ultra 2012 Değerlendirmesi

Sonunda Runfire Cappadocia ultra maratonu bitti… eve döndüm, hatta 3-4 gün dinlendim. Yarış öncesi yaptığım hazırlık planlarını ve yarış boyunca yazdığım 8 yazı ile yaşadıklarımı anlık olarak paylaşmaya çalışmıştım. Şimdi, biraz daha sakin ve geniş çerçevede yarışı, kendi deneyim ve yarışımı, kazançlarımı ve görüşlerimi yazma zamanı.

Özet
Katıldığıma memnunum. Başta güvenlik ve konfor olmak üzere birçok açıdan oldukça iyi bir organizasyon. Yurt dışındaki benzerlerine göre oldukça da hesaplı. Zemin, sıcak, mahrumiyetleri (çok) dert etmeyeceklere tavsiye ederim.

Duyuru ve Bilgilendirme
Runfire internet sitesi, yarışmanın şekil ve ciddiyetine göre çok az detay veriyor. Zorunlu malzeme listesi, gerekli malzemeler, SSS, kamp lojistiği ve parkur/arazi yapısı ilk kez bir çoklu etap (multi stage), kendi kendine yeterli (self sufficient) bir yarışa katılacak işi için az bilgili içeriyor. Önümüzdeki senelerde organizasyonun bu konularda gelişeceğini düşünüyorum. O zamana kadar blogumda yazdıklarım, Aykut Çelkbaş’ın raporu ve Mert Derman’ın yazısı sanırım katılmayı düşünenler için önemli (Türkçe en kapsamlı) yazılı bilgi olacaklar.

Kendi hazırlığımı yaparken, özellikle zorunlu malzeme listesi için yurt dışındaki yarışlara göz attım. 4Deserts organizasyonunun 20 sayfayı aşan örnekli malzeme listesinde taşınması gereken zorunlular çok çok daha fazla. Kendi başınıza herşeyi çözebilmek istiyorsanız mutlaka onlara da göz atınız derim.

Konaklama ve Kamp Lojistiği
Runfire yarışı 7 gün içinde 6 yarış koştursa da 9 günlük bir organizasyon. Yarıştan 2 akşam önce varıyorsunuz, kayıt-evrak işlerini halledip ücrete dahil olarak Kapadokya’da konforlu konaklıyorsunuz. Bu sosyal gün tanışma, eksik saptama ve moral depolama için ideal. 2012 yılında 7 Temmuz  Lykia Lodge otelinde konakladık ve Argos in Cappadocia‘da harika bir akşam yemeği yedik. Havalimanı ve otogardan transfer hizmetlerinin paket dahil olması büyük avantaj. Aynı şekilde 6. etabın varışını takip eden gece yine otelde kalabiliyorsunuz ve yine transferleriniz var.

8 Temmuz Pazar günü, yani sıfırıncı gün, sabahtan başlayan program sizi basın toplantısı ve basın startına sürüklüyor, ardından ana kampa öğlen saatlerin varıyorsunuz. Bir yandan çadır hayatına alışırken, yarış malzemeleriniz için son ayarları yapıyorsunuz. Kamp alanı günlüklerimde bahsettiğim gibi çok konforlu. 4×4 metrelik yarışmacı çadırları, 12x 20 metrelik ana çadır, mutfak çadırı ve görevli çadırlarına ek olarak mobil WC-duş sisteminden oluşuyor. 8-9 kişinin uyuyabileceği çadırlarda 4-5 kişi kalınca çok yayılıyorsunuz…
Yarışmacılar için bir büyük semaverde sürekli sıcak su hazır oluyor. Hemen yanında pet şişelerde (bu sene 0,5lt) su. Ana çadırın yanındaki buz dolaplarından serin/soğuk su almak da mümkün.
WC’ler temiz, sifonlu ve sınırsız tuvalet kağıtlı. Sahra duşunda benim uzun etap gecesi dışında kullanmadığım sıcak su herkesi çok mutlu etti.
Jeneratör neredeyse kesintisiz elektrik veriyor. Her çadırda elektrik ampülü var kampta birkaç noktada çoklu prizlerde şarj imkanı var.
Bu kadar konforun çevre etkisi çok da ufak değil. Su sınırsız ve ufak ambalajlı olunca çok fazla pet atık oluştu ve ayrı toplanmadılar (sadece kapakları toplandı.) Yarışmacılara kullan at bardak servis edilmesi ikinci bir atık kitlesi oluşturdu. Oysa herkesin bir bardağı var. Dağcı ve kampçılar aynı bardakta önce çorba, sonra kahve içerler… Ultra yarışmacıları da içebilir.

İkramlar ve kendi kendine Yeterlilik
Çöl yarışlarında katılımcıların günlük su istikhakı var. Genelde günlük 9lt. Bunun yarısını (3×1,5lt) kampa vardıklarında, kalanını ertesi gün parkurda alıyorlar. Runfire’da tabir yerindeyse açıkbüfe su vardı. Hem ana kampta, hem ara noktalarda. Uzun gün dışında 9litreden fazla tükettim mi emin değilim ama mahrumiyet hissetmiyorsunuz… Ufak ambalajın taşınabilirliği, soğuk su imkanı, çay-çorba bardaları hep ek konfordu. Her gün bitişte tuz ve limon servisi olması, bunun da açık büfe tipinde olması kontrolsüz destek gibi oldu. (hepimiz yedik, erken gelen doğal olarak daha fazla yedi.) Ayaklara uygulanan tuzlu su leğenleri de bizleri çok rahatlattı. Bu tuzları taşımamız gerekmedi (yurtdışında taşımanız gerekiyormuş.)

Ufak detaylar olsa da toplandığında yarışmacının fiziksel ve zihinsel toparlanmasını kolaylaştıran, yokluk içinde hoşluklardı. WC ve duş ile beraber yabancıların “Hilton konforu” tanımlaması bundan. 100-150 katılımcı ile nasıl uygulanır, onu bilemedim.

Parkur ve Arazi
Kapadokya ve Tuz Gölü, çok güzel coğrafyalar. Geçilen mesafeye göre eğimi az, genelde sert ama neredeyse yarıya yakını basması konforlu olmayan (tarla-arazi, kumlu-gevşek, taşlık-kayalık) zeminlerdeydi. Eğim az olduğu için görece hızlı gidebiliyor, hatta zorunda hissediyorsunuz.  Zemin bozuklukları ayağınızın her yerine baskı yapıyor, darbe vuruyor. Yüksek sıcaklık ve saatler süren efor ile birleşen darbeler yeterince alışmamış ayaklara hasar verdi. Hasarı en aza indirmek için çorabın cinsi ve sayısı, ayakları bantlamak önem kazandı. Ayaklarınız için en iyisi, problem olmasını önlemekti. Su toplamaları ve vurmalar başlayınca acısı büyük oluyor, hareket bitmeden iyileşme başlamıyor. Kendi önlemlerimi aşağıda yazdım.

Gün 2. 30km sonra MustafaK, Caner ve Aykut.

Parkurda GPS zorunluydu. Sebebi rota işaretlemesinin fizible bulunmaması olarak gösterildi. Teorik olarak iyi fikir, bence Kapadokya vadileri, kayalık ve yokuş aşağı teknik patikalarda mutlaka ek işaretlemelerle desteklenmesi gerekirdi. Bu noktalarda sinyal kalitesi ve cihazların ekran yenileme hızı “koşma hızımıza” yetişemedi. (Garmin Forerunner ve Foretrex serisine iz yüklenemediği ortaya çıkınca Magellan 110 ile koştuğumu belirtmeliyim.)  İşaretli rotada koşmanın zevki ve rahatlığı ile elinizdeki ufacık dijital haritacığa sürekli bakmanın çok farklı koşu/yürüyüş deneyimleri olduğu aşikar. Benim tercihim ilkinden yana. Mevcut yöntemin kalabalık ve hızlı koşanlar arttıkça uygulama zorlukları da artacaktır.

Pergo takip cihazları ile her yarışmacının anlık takip edilmesi özellikle yabancılar ve gece etabında yanlız ilerleyenler için güven vericiydi. Aynı zamanda canlı seyir imkanı da veren bu sistemi 4-5 kere güvenlik için kullandıklarını duydum.

Gün gün koştuğum rotaların Garmin 401  detaylarını yarış sayfalarına yükledim. Yarış günlerine bağlantılar en aşağıdadır.

Runfire 2012 GarminConnect summary, by Garmin 401

Ekipman ve Yiyecek
Hazırlık yazımda detaylı bir malzeme ve yiyecek listesi hazırlamıştım. Belki bazı okuyanlar gereksiz obsesif bulmuş olabilir. Ama sevdiğim ve koşarken yiyebildiğim yüksek kalorili, enerjiyi yağ ve protein ağırlıklı veren yiyecekler seçip günlük kalori sınırının %15 de üstünde tutmuştum. Yarış sonunda çantamda Sadece puding 2 jel ve 1 mini canga -4Gci arkadaşa verdim- geri geldi, kalanını tükettim… Eğer uzun etaptan sonra sürpriz ödül gözleme ayran vermeseler o pudingi de yerdim… Ama verileceğini bilmiyordum… Aç kalmadım, kuvvetten düşmedim.

Kıyafet olarak diz altı koşu pantalonu ve uzun kollu üst ile koşmak rahattı. Sevgili Suna’nın son dakika bulup getirdiği tozluklar ayakkabımla çok uyumlu olmasa da ayaklarıma taş-kum dolmasını önledi. Batonları almadım. Ayaklarımı korumak için çift kat çorap giyerim. İçte teri emip dışarı atan ince bir çorap, dışta dabeleri sönümleyen ve ıslak kalmayan 2. bir sentetik çorap. İç kat (liner) çoraplarım eskidiğini biliyordum ama tükendiğini 2. gün öğrendim… Soket linerlar çöpe gitti, emektar linerlar ve yeni aldığım Boreal trail çorabının değişik kombinasyonlarını 3.-4. günler deneyerek uzun etaba en ideal çorap kombinasyonumla girdim. Ayaklarımı son 3 gün çok sıkı bantladım. Yinede su toplamaları oldu…

Radlight Olmo20 sırtçantası bu yarışta benim için en doğru seçim olmuş. İlk iki gün uyku tulumunu dışarıya bağladım, sonra içeri sığdı. Kompakt dengeli yapısı, omuzdaki sulukları rahat ettirdi. Bel cebi yok sayılır, ek cep çanta alıp taktım.

Uyku tulumum 600gr ağırlığında Lafuma Extrem 600 idi. Tuz Gölü hariç, 1300-1400 rakımlarda sabaha karşı ürperdim. Hata kalın-uzun kıyafetim olsa ayazda uyanmazdım belki. Yine de dert etmedim…

Kişisel Hedefler
Öncelikli hedefim bu yarış için ve yarış sırasında antrenman yaparak UTMB yarışıma hazırlanmaktı. Kazasız belası yaptım. İkinci hedefim, olabildiğince koşmak idi, %80 gibi koştum ki ultrada hepsi demek. Üstelik ön grubun enerjisiyle oldukça tempolu başlayıp tempolu devam edebildim. Kuvvette dayanıklılık açısından harika oldu.
Fiziksel performans zihnimdeki bazı engelleri aşmamı sağladı, kendime olan (UTMB için) güvenim arttı. Bir hafta içinde sert zeminde 245km koşmak ve bacaklarda ağrı hissetmemek…
Çoklu etap ve çöl/sıcak yarışlarının zorluklarıyla baş etmek, kendimi test etmek istiyordum. İyi bir hazırlık ve sürekli olarak bardağın dolu tarafını gören arkadaşlarla beraber olduğum için beklediğimden kolay oldu. Bu noktada Runfire’ın ideal bir “yeni başlayan” yarışı olduğunu da vurgulamalıyım.
Çoklu gün ultralar biraz hoşuma gitti, ama ne kadar tekrarlamak isterim? Çöle gider miyim? Likya Yolu Ultra Maratonu’nu denemek istiyorum, daha fazla tırmanışı olduğu için… Bakalım. Henüz evde 3 gece uyumuşken, canım 250km.lik yeni bir plan yapmayı çekmiyor… Hele bir DASK ADAM‘ı atlatalım…

İşte kral ekip: Yücel Kalem, Mert Derman, Yalçın Sürmen, Aykut Çelikbaş ve Caner Odabaşoğlu beraber aynı çadırda kaldık.

Neler Öğrendim?
-Plan yap, analiz et. Yarış deneme yanılma yeri değil.
-Ayaklar çok önemli. Çorap ve bantlamayı ilk günden sıkı tut.
-Yiyecekleri çeşitlendir. Tek atıştırmalığa muhtaç kalma. Seğmen Tahinli Pekmez harika!
-Ufak çanta gereksiz herşeyi geride bırakmaya zorluyor.
-Düzgün bir hafif terlik gerekliymiş.
-İlk yardım setinde second skin ve su toplaması kurutucu, bol batikon benzeri olmalı. Makas olmalı (vardı.)
-Pozitif telkin çok değerli. Olumsuz her düşünceyi kafandan sil. Konu ne olursa olsun.
-Kampa döner dönmez ilk 20dk. enerji ve su al, sonra masaj yaptır ve yap, sonra dinlen.
-Çoklu ultra askerlik gibi. Kafanı rahat tutmak için kimseyi ve hiçbir şeyi yargılama, olduğu gibi kabul et. Fiziksel koşullar zaten belli…
-Çadır arkadaşları çok önemli. Anlaşabileceğin kişilere denk gel.
-Her sabah hızlı başlar. Gruba değil kend tempona uy. Koşarken iyi beslen ve sıvı al.
-Köpeklerden korkma, onlara havla, diş göster, yinede avucunda taş olsun… Sadece bacakları beline gelenlere sataşma…
-Tuz gölünden çıkan tuzları satın alma…

Runfire Ultra 2012 için diğer yazılarım:

Runfire gün 6 – son etap
Runfire gün 5 uzun etap
Runfire gün 4
Runfire gün 3
Runfire gün 2
Runfire gün 1
Runfire canlı takip ve yayın, video linki.
Runfire yarış öncesi, sıfırıncı sayfa
Runfire Cappadocia Hazırlıklarım

Bunu sevdiyseniz ilginizi çekebilecek benzer yazılarım:
DASK ADAM 2012yi Kazandık!
Runfire Cappadocia Hazırlıklarım
Yıldız Parkı 6 Saat koşusu
İznik Ultra Maratonu için Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları
Belgrad Ormanında Patika Parkuru: Geyik Koşuları
Team Ultra Trail Runner (TUTR) Çekmeköy Deneme koşusu 45km, 22 Ocak 2012
Göynük Patika Koşusu: Ali’nin Yolu
Ultima Frontera 160: Geldik, gördük, koştuk
I. Sigma Cam Çekmeköy 50K: Türkiye’nin ilk tek etap ultra patika koşusu
TDS Video hikayesi: Online Video Belgeselimiz
UTMB-TDS Raporu

One Response to “Runfire Ultra 2012 Değerlendirmesi”

  1. yucelkalem says:

    Caner
    Sondaki öğütler sadece bir yarış için değil hayat içinde verilmiş çok güzel öğütlerdi.
    ”Kafanı rahat tutmak için kimseyi ve hiçbirşeyi yargılama.”
    Bunu günlük hayatta da yapmalıyız.
    Bende nacizane yaşadığın bütün olumsuz deneyimleri kamp yerinde bırakıp koşmaya başla önüne geçmesine izin verme diyorum.
    Güzel yazı.

Trackbacks/Pingbacks

  1. Bölüm 30 – Runfire Kapadokya Ultramaratonu « Koşturmaca - [...] sitesi Mert’in yarıştan sonra yazdığı yazı Caner’in yarıştan sonra yazdığı yazı (Caner yarış boyunca da her gün yazı yayınladı;…

Leave a Reply

Pin It on Pinterest

Share This
Get Adobe Flash player Plugin by wpburn.com wordpress themes